Opera
2 Eylül 2009 Çarşamba - 13:19     7.884 kez okundu.    
Opera

Opera bestelenmiş, orkestralı, koro bölümleri ve solo bölümleri olan, sahnede çeşitli konular eşliğinde oynanan eserlerdir. Müzikal, tiyatro ve dansın iç içe geçtiği bir yapıdadır. Klasik Batı Müziğinin önemli bir parçasıdır.

   Oyuncular şarkıyla oyunu anlatırlar. Bu metinlere “libretto” denmektedir. Oyun bir hikayeden oluşur. Konular genellikle tarihsel veya mitolojik içeriklidir. Oyunlar dekor, kostüm ve hareketler ve bazen de bale ile sahnelenir.  

 
     Operada sözlü bölümler enstrümantal bölümlerden daha uzundur. Bunlar çeşitli konulara göre isimlendirilirler:
Arya bir kişinin duygu ve düşüncelerini yansıtan, solo olarak seslendirilen bölümlerdir. Düet, terzet, kuartet, kentet sırasıyla iki, üç, dört ve beş kişinin duygu, düşünce ve konuşmalarını iletir. Resitatif, kişilerin sözlerini konuşurcasına, şarkıyla söyledikleri bölümdür. Koro ise oyundaki halkın sesidir, toplu olarak söylenen bölümdür. Oyun başlarken “Uvertür” denen bir giriş parçasıyla açılır. Eserin içinde geçiş bölümleri ve bağlantı bölümleri sadece enstrümantaldir.

 

   Opera İtalya’da Floransa şehrinde yaşayan, “Camerata” isimli, bestecilerin, şairlerin, şarkıcıların oluşturduğu bir grup aydın Rönesans etkisiyle Eski Yunan’da sahnelenen müzikli dramaları canlandırmak isterler. Bu grup, Yunan söyleme sanatını müzikle birleştirirler. Amaçları şiire dikkatleri çekmektir. Önceleri operanın başlıca ögelerinden ve biçimlerinden olan   “recitativo” ortaya çıkar. Daha sonra ise “Müzikli Drama” (Dramma per musica) ismi verilen opera çıkar. Jacobo Peri (1561-1633) şair Rinuccini’nin bir metni üzerine 1594 yılında, Yunan söyleme sanatını müzikle birleştirir ve bu çalışmasına “Dafne” ismini verir. Bu eserin notaları kayıptır. Bu eser Palazzo Corsi’de sahnelenir ve çok beğeni toplar. Bunu üzerine Fransa’dan, kral IV.Henri ‘nin düğünü için Jacobo Peri’den bir eser ısmarlanır. O da gene Rinuccini’nin metinlerinden “Euridice” i besteler. Bu eser 1600 yılında sahnelenir ve notaları basılır.

 

    Opera her ne kadar yeni bir biçim olarak ortaya çıkmışsa da müzikli tiyatro yüzyıllar boyu çeşitli isimler altında ve biçimler altında sahnelerde olmuştur. Ortaçağ’daki dinsel dramların, dindışı öğelerden etkilenmesiyle “Mystere” adı verilen sahne oyunları çıkar. Oyun başlarken, orkestra giriş müziği çalar ve sahneye çıkan her karakter müzik eşliğinde tanıtılır. Bu şekilde,  tiyatro, koro ve orkestranın bir arada olduğu ortamlar oluşturulmaya çalışılıyordu.

 

    1520 yıllarında ortaya çıkan “Madrigal”  Rönesans ve Barok dönemlerde ortaya çıkmış ve dini olmayan vokal müzik düzenlemesidir. Çokseslidir ve genellikle üç ya da altı ses tarafından enstrüman eşliği olmadan seslendirilir.

 

    Bu tarihlerde hafif ve günlük konuları baz alan, komik opera türü de ortaya çıkmaya başlar.  İngiltere’de John Gay’in “The Beggar”s Opera” (Dilenci Operası) adlı toplumsal ve siyasal oyunu, Hamburg’da sahnelenen bir dizi hafif konulu opera, Napoli’de oynanan Giovanni Battista Pergolesi’nin “La serva padrona” adlı eseri bu tür eserlere örnekti.

 

   Opera bestecileri nin en önemlilerinden olan Claudio Monteverdi (1567-1643) bu yeni sanatın ilerlemesi için çalışmıştır. Müzikle tiyatroyu eşit hale getirmiştir. Çalgı eşliklerini zenginleştirmiş ve kalabalık orkestralar kullanmıştır. Operanın, sadece recitative olmaktan çıkıp, dramla kaynaşmasını sağlamıştır. Aria, düet, trio gibi ses müziği biçimlerini de kurar. Böylece geleceğin opera bestecilerine öncülük etmiştir. Monteverdi’nin ilk operası olan “Orfeo” ile besteci artık madrigal çalışmaktan vazgeçer ve opera çalışmaya başlamıştır. 1607’de “Orfeo” oynanır ve büyük başarı sağlar. Monteverdi tüm deneysel eserleriyle çok yenilikçi bir sanatçıdır. Monteverdi minör yedinci akoru bulmuştur. Daha önceki bestecilerin çekinerek çok az kullandığı bu akoru, sanatçı anlatımı güçlendirmek için kullanmıştır. Monteverdi sayesinde İtalya’da opera ve opera bestelemek iyice yayılır.
 

    Opera İtalya dışında İngiltere, Almanya ve Avusturya’da da büyük ilgi görür. Buradaki besteciler de opera eserleri verir ancak hiçbiri İtalyan operalarıyla baş edemez. Fransızlar ise İtalyan etkisi karşısında durabilmişlerdir. Onları operaları şarkılarla süslenmiş ve dans temelliydi. Fransızların 17.yy.’da en önemli bestecileri Jean Baptiste Lully (1637-1687) Paris Operası ’nı kurar ve birçok beste yapar. Opera uvertürlerinde temel biçimi kurmuş ve orkestranın ses genişliğini yükseltmiştir. Ayrıca şarkıcıların besteye ve notalara sadık kalmaları, doğaçlama yapmamalarını sağlamıştır.

 

    17.yy.’la kadar insan sesinin yanında çalgı müziği popülerliğini yitirmiştir. O dönemde orkestralarda kullanılan lavta, lir, violler, klavsen, org gibi enstrümanlar ikinci planda kalmışlardır.

 

    Ludvig van Beethoven opera tarihinde en önemli eserlerden olan “Fidelio” yu yazar. Ayrıca Gioacchino Rossini’nin “Barbiere di Siviglia” ( Sevil Berberi) ve “La Cenerentola” ( Külkedisi) gibi çok önemli eserler örnek verilebilir.  Rossini’nin daha sonraki operalarının ağırbaşlı ve romantik üslubu ise Giacomo Meyerbeer’in üslubuna etkiler ve görkemli eserler vermesine yol açar.

 

      19. yüzyılda opera ulusal çerçeveler içinde gelişir. Giovanni Bellini’nin duygulu yapıtları tüm dünyayı etkilemiştir. Ayrıca 60′tan fazla opera eseri yaratan Gaetano Donizetti’nin trajedileri ve komedileri,  Guiseppe Verdi için örnek oluşturmuştur.  Verdi, “Otello” ve “Fasta ta dramatik” ile müziksel açıdan ustalığa ulaşır. Almanya’da Cari Mana von Weber’ in “Der Freischütz” (Nişancı) romantik operası ile Heinrich August Marschner’in yapıtları, müzik dramlarıyla operada devrim yaratan Richard Wagner’in çıkışını hazırlar. Wagner’in “Die Meistersinger von Nürnberg” (Nürnbergli Usta Şarkıcılar), “Tristan una holde” (Tristan ve Isolde), “Parsifal” ve “Der Ring des Nibelungen” (Nibelung Halkası) gibi yapıtları günümüze kadar gelmiş ve çok büyük başarılar elde etmişlerdir.

 

    Fransa’da Charles Gounod, Ambroise Thomas, Georges Bizet ve Jules Massenet gibi bestecilerin yapıtları da opera müziğinde etkiler bırakmıştır. Bu arada ayrı bir yol izleyen Hector Berlioz “Us Troyens” (Troyalılar) ile ustalığını kanıtlamıştır.

 

Rusya’da Çaykovski’nin eserleri tüm dünyada ün kazanır ve günümüze kadar gelmiş çok büyük eserlerdir. Almanya’da Richard Strauss “Salome ve Elektra” isimli eserinde müzikle dramı çok güzel yansıtmıştır. Fransa’da Claude Debussy’nin “Pellias et Milisande” eseri, müzikli diyalogların olduğu ilginç bir eser olarak önem kazanır. Maurice Ravel ise tek perdelik iki büyüleyici parça yazmıştır.

 

    20. yüzyıl’ın ilk yarısında opera sanatı pek çok etki altında kalmıştır. Çağımızın yenilikçi bestecileri tarafından çeşitli deneysel unsurlar eklenmiştir. Bazı opera eserlerinde caz ve romantizm etkileri dikkat çeker. Yalnız Hindemith kısa operalarıyla biçim denemelerinin en parlağını yapmış, Karl Orff, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra verdiği sahne oratoryoları ile bu denemelerin son zamanlarda en çok beğenilen örneklerini bestelemiştir.

Müzik kursu seçkin bir eğitim kadrosu ile kursu kavramına yeni bir anlayış kazandırarak ülkemizdeki eğitiminde yaşanan derin boşluğu doldurma kararlılığındadır. Konservatuarlarda dahi yeterli bir eğitimin verilemediği bir ortamda gitar dersi, şan dersi, keman eğitimi gibi çok talep olan kursların yanı sıra klasik ve modern Batı müziğinin ve Türk müziğinin bütün enstrümanları ile ilgili dersler hem bireysel hem de grup çalışmaları olarak konusunun ülkemizdeki en önemli isimleri olan hocalar tarafından verilmektedir. Dolayısıyla m6.png bir kursu olarak değil bir okul olarak değerlendirilmelidir. İMA olarak felsefemiz sektörüyle olan bağlarımız, sahip olduğumuz kültür ve imkanlar ile ilgili her türlü deneyimi öğrencilerimize aktararak onların amatör ya da profesyonel iyi birer müzisyen olmalarını sağlamaktır. m6.png ile olan beraberliğiniz eğitimleriniz bittikten sonra da devam edecek ve bu beraberlik sizlere yepyeni vizyonlar kazandıracaktır.